7 Nisan 2010

Triage

"Yalnız ölüler, savaşın sonunu gördüler"

Triage, Danis Tanovic yönetmenliğini yaptığı, Scott Anderson’un aynı adlı
romanından uyarlanan, 2009 yapımı Türk seyircisinin gözünden kaçmış (seyredenler anlayacaktır)ortalama bir film. Tanovic’in bundan önce hatırladığım tek filmi de, 2002 de 11 Eylül olaylarına dair, 11 dakikalık kısa filmlerden Bosna Hersek etiketli olanıydı.
Filmin konusuna dönersek, Mark Walsh(Colin Farrell), genç bir savaş fotoğrafçısı. Görevi nedeni ile Kürdistan’da (muhtemelen Irak-Türkiye arası belirsiz bırakılmış bir bölge) bir patlamada yaralanıyor, Irak sınırında peşmergelerin tedavi edildiği triyaj alanına* götürülüyor, tedavisinin ardından New York’a sevgilisi Elena’nın yanına dönüyor ancak bir türlü eski hayatına adapte olamıyor. Aynı göreve beraber gittiği arkadaşından bir türlü haber çıkmaması ile stres seviyesi iyice yükselen Mark’ın imdadına Elena’nın yıllardır küs olduğu büyükbabası(Christopher Lee) koşuyor ve Mark’ı esas neyin rahatsız ettiğini beraberce buluyorlar.

Film, birkaç soruna birden el atma handikapına düştüğü için Tanovic, doğulu hikayeyi, batılının hikayesi kadar güçlü kurgulamamış, yani bu bir savaş karşıtı film mi? Ne? Savaş muhabiri olarak yaşadıklarını atlatamayan savaş fotoğrafçısının hikayesi, evet. Olmuş. Peki ya kalanlar ?

Hele hele o gerilla savaşı, bu sahneleri belki batılı yer ama biz, Türkiye’de bunlarla yatıp bunlarla kalkıyoruz. Türk konvoyu basıldı deniyor, ölen askerlerin üniformaları belirsiz- Arapça konuşuyorlar. Filmin bir bölümünde (bu da biraz zorlama geldi) Kürdistan haritası çizdiriliyor, Türkiye’nin doğusu komple Kürdistan gibi gözüke-cekken ekran bulanıklaşıyor. Yani bir şeyler söylemek istiyor film ama yemiyor. Cesur olamıyor. Sırf filme fon olsun diye çizilen Kürdistan haritası dayanaksız, Kürtler’de evsiz kalıyor.

Yazının başında dediğim gibi bu film Türkiye’nin gözünden kaçmış zira gösterilseydi muhakkak birileri tukaka etmiş olurdu. Hatta abartılıp yasaklama filan getirilebilirdi, umarım öyle bir şey olmaz. Özetle, film ortalama bir film, “iki savaş fotoğrafçısının başından geçenler” hikayesini merak edenler gitsin. Ben kişisel olarak tek bakış açılı savaş filmlerini sevmiyorum, özellikle "savaşta" tek bir suçlu yoktur. Taraf tutacaksanız bile konuyu iyice bir kavrayın en azından. Misal, Nefes filmi de güzel bir filmdi, o da Türkiye cephesinden bakıyordu savaşa ama en azından mantık hatası yoktu. (simgeungor.blogspot.com/2009/12/nefes.html)

Son olarak, Şahsi kanaatim odur ki, Tanovic bu filmi 5 parçaya bölseymiş, çok iyi bağımsız hikayeler yakalarmış, keşke triyaj alanındaki yürekleri parçalayan insanları, doktoru daha fazla anlatsaymış, fotoğraflara para ödeyen gazeteci “batılı” ların olaya bakışını anlatsaymış…


* (yaralanmaların aciliyetine göre sıralandığı bir çeşit sağlık alanı)

2 yorum:

  1. selam..
    bu kürdistan lafı filmde mi geçiyor, öyleyse filmi özellikle protesto etmek gerekiyor. Senin bunu alıntı bile olsa (-ki ortada bu isimde bir devlet yok) yazıyo olman bile üzücü geldi bana. Ülkemizin bütünlüğü adına detay bile gözükse de bu tip konulara dikkat etmeliyiz bence, çünkü bunların bilinçli bi şekilde yapıldığını bilmek gerekiyor.
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Evet filmde Kürdistan adı geçiyor, geçmekle kalmıyor Hatay'ın doğusundan itibaren harita olarak da çiziyorlar. Tabi ki bunun gerçeği yansıtan bir harita olmadığını filmin yönetmeni dahil hepimiz biliyoruz. Zaten odak noktası böyle çarpıtılınca ve tüm film bu nokta üzerine olunca ister istemez bir provakasyon havası alıyorsunuz. Yazımda da belirttiğim gibi ben tek taraflı bakış açısını sevmiyorum, kolaya kaçmak gibi geliyor.
    Yönetmenin Saray Bosna’lı olduğu düşünülürse yaralı şuuru objektif bir film çekmesine engel olmuş diyebiliriz. Ben kişisel olarak bu tip filmlerin yasaklanması –filme yorum yazılmaması- veya herhangi bir kısıtlama getirilmesi gerektiğini düşünmüyorum. Benim protesto şeklim filmi izleyip beğenmediğim noktaları belirtmek şeklinde cereyan ediyor.

    YanıtlaSil